Anlatılamayana gelince, susmak gerek.
Bugün 27 Mayıs. Bugün, hergün uyandığım saatten biraz erken uyandım. Çok hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra her zaman ki gibi iki vasıta ile okula geldim. Sıhhıye durağında gene gürültü vardı. Bindiğim otobüs hattı yeni almış, biletçi ile bir yolcunun konuşmasından öğreniyorum. Yolcuların çoğu gene aynı durakta indi. Herşey olağandı anlayacağınız.
Bundan elli bir sene önce ise, dönemin Bayındırlık Bakanı olan Tevfik İleri de çok sevdiği çocuklarını her zaman ki saatindan önce uyandırdı. Fakat o gün olağan bir gün değildi. Tevfik İleri çocuklarını giydirdi ve ailecek kapıya gelecek, gelip kendisini uzunca bir süre sevdiklerinden uzakta tutacak kararı beklemeye koyuldu. Elli bir sene önce bugün bir millet darbe ile tanıştı.
Vefa Apartmanı, Sadık Yalsızuçanlar hocamın kaleme aldığı Tevfik İleri'nin hayat öyküsü. Bu hayat öyküsünde ise 1960 darbesi önemli bir yer işgal ediyor haliyle.
Asım Bezirci, Memet Fuat ve Mehmet Doğan'dan İkinci Yeni okuduktan sonra o yıllara dair başka bir kitap daha okumak istiyordum. Vefa Apartmanı çok güzel oldu, çünkü biraz daha İkinci Yeni okuyacak halim kalmamıştı. Bu üç yazar, kendi aralarında tartıştıkları alanlar olsa da, İkinci Yeni'nin sebeplerinden biri olarak Demokrat Parti'nin baskıcı yönetimini gösteriyorlardı. Ben de merak ediyordum, acaba söylendiği kadar baskıcı bir yönetim miydi diye. Bugünlerde durum daha açık olarak görülüyor. Benim bu konularda tartışma durumum yok. Sadece o günlere dair kitapta geçen, Yassıada'daki bir DP milletvekiline gönderilmiş bir vatandaş mektubunu buraya almak isterim: "Beni affet, muhterem arkadaşlarınız da beni affetsin. Sizi biz seçtik, onun için bu hale düştünüz. İnşallah yüz yüze gelir ve sizden af talep ederim."
Sadık hocam, dersini takip ettiğim için hocam diye hitap ediyorum, kalemine sağlık, tat bırakan bir eser ortaya koymuş. Bu konu üzerine bir çok şekilde kitap oluşturulabilir. Vefa Apartmanı da mesela, barındırdığı o devre ait günlüklerin ve mektupların tarih sıralı bir sunumu olabilirdi ama öyle olsaydı çok kuru kalırdı. Bir anı-roman olan kitabın bölümlenmesi, o günlerde yaşananların bugün ile, yazarın gençlik hatıraları ile, Ankara ile bağdaşlaştırılması roman türüne ait özellikleri. Bununla birlikte bu özellikler kitabın anı kısmını oluşturan karakterler, mektuplar, günlüklerin önüne geçmiyor. Yaşananlar olduğu gibi sunulurken detaydaki roman özellikleri ayrı bir tat bırakıyor. Yazar, mesela, mektupları tarih sırasıyla sunmuyor. Bir öncesinden bir sonrasından tertip edilmesi bile ayrı güzel olmuş.
Kitabın tabiri caizse galası okulumuzda yapıldı ve çok şükür katılabildim. Bu toplantıda Tevfik İleri'nin çocukları Cahide ve Ayşe Hanımlar ve Cahit Beyi tanımak nasip oldu. Birkaç kelime ile Ayşe Hanımı rahatsız ettim. Keşke Cahide Hanım ve Cahit Beyi de rahatsız etseydim. Çünkü kitapla birlikte sanki eskiden beri tanışıyormuş hissine kapılıyor insan.
Kitabı çok beğendiğimi tekrarlayayım. Herkese tavsiye ediyorum. Kitabın arka kapağında bulunan ve Tevfik İleri'nin kanser ile hayatına devam ettiği (boğuştuğu demiyorum) günlerinde yazdığı son mektuplarından bir alıntı, kitabı özetlemesi bakımından altı çizilesi cümleler ile yazıma son veriyorum:
"Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor. Gördüğüne ve bildiğine inanıyorum. Gerisi laf u güzaf. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir. Size mal mülk, servet bırakmadım. Yalnız, size, şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakabildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla müteselliyim, siz de bununla iftihar edeceksiniz."
aydos.org'da İngilizce KPDS, ÜDS, TOEFL ve GRE sınavları ücretsiz kelime testi uygulamaları sizleri bekliyor.
Yorumlar
Yeni yorum gönder