Şiir yazmaya lise yıllarında başladım. Elma üzerine, kedi üzerine, yoldaki kuru yaprak üzerine gelen ilhamları şiirleştirip arkadaşlara okuturdum. Kitaplarımda o yıllardan birkaç şiir bulabilirsiniz.
Lise arkadaşlarımın ve hocalarımın şiirlerimi kitaplaştırmak hususunda büyük destekleri oldu. Hepsine teşekkür ediyorum. Özellikle birkaç arkadaş “bugün yeni şiir yok mu?” diye beni sorguya tutardı :) Onlara en güzel şiirlerim hediye…
Şiire hiçbir zaman heves duymadım. Yani özel bir sevgim yoktur şiire karşı, hayran olduğum bir şair yoktur, sevdiğim şiirleri yazdığım bir defterim yoktur. Şiir kitaplarından sadece Necip Fazıl’ın “Çile” adlı kitabını satın almışımdır. Bir de Orhan Veli okumuşumdur o kadar.
Bence şiir yazmak ile okumak arasındaki ilişki sadece şiirin edebi yönünün sağlamlığını, okurlara sunulan ifadenin güzelliğini sağlamak hususunda. Yoksa onun dışında bir ilişkileri yok. Bir tanesi diğerlerinin ilhamlarını okumak, diğeri kendi ilhamlarını yazıya aktarıp ifade etmek.
Burada da her zaman olduğu gibi matematikçi oluşumun büyük faydalarını gördüm. Matematik, her zaman daha güzel şiirler yazmama yardımcı oldu.
Okuduğum şairlerden, Orhan Veli’den kendi ilhamlarımı şiirleştirme,
Necip Fazıl’dan da ölüm ve kadın üzerine yazabilme cesaretini aldım. Kediler hakkında yazmak cesareti ise kendiliğinden geldi :)
Şiirlerimi genel olarak sade, güzel, gizemli, farklı ve ilginç diye nitelendiriyor okuyanlar. Tekrar tekrar kendini okuttuğu ve her seferinde yeni birşeyler hissettikleri söyledikleri zaman çok mutlu oluyorum. Bunlar benim için en güzel övgüler.
Şiirlerime birşeyler saklamayı çok severim. Bazı
şiirlere de hiçbirşey saklamamayı sakladım. Bu yüzden şiirlerimi tekrar
tekrar okuyun, her seferinde benim bile farkında olmadığım saklı şeyler
bulacaksınız…
Fahri Aydos
Ankara, 2000

Yeni yorum gönder